
Başkan adaylarının hizmet aşkıyla yanıp tutuşmalarına
bakınca beş altı yıl önce okuduğum bir yazı geldi aklıma..
Bazen "hizmet vermemenin de bir anlamda hizmet
olabileceğini" gösteren bir yazı..
Yanlış bilgi vermemek için o yazıyı tekrar arayıp buldum.
Yazı 2003 yılına ait.
Gamzelilerden dişi olanı yazmış.
...
Elazığ'a bağlı Karakoçan kasabasının kaymakamı
vatandaşın çeşme başı eziyeti sona ersin diye
tutmuş herkesin evine su getirecek bir proje geliştirmiş.
Bunu hayata geçirmeyi de başarmış.
Buraya kadar enteresan bir şey yok da, sonrası tuhaf.
Vatandaş bu hizmete teşekkür edeceğine kaymakama
küsmüş;iyi mi?.
Sebebi ise artık çeşme başı sohbetleri bitmiş..
İnsanların birbirlerinden havadis alamaz olmuşlar.
Artık "bi su doldurup geliim" ayaklarına yatıp kaçamak
yapamaz olmuşlar.
Kaymakama bunun için kızıp küsmüşler.
Başkası olsa ne var bunda derdi de,ben hiç tuhaf
karşılamadığım gibi,vatandaşa da hak verdim.
Çünkü ben de bu çeşme başı muhabbetlerinin tadını
alanlardanım.
...
Küçükken sıcak yaz aylarında pek gönüllü olmasak da
zorla yaylaya götürürlerdi bizi.
Yayla dediğim yer de şimdiki gibi her şeyin tam tekmil
bulunduğu bir yer değil..
Yirmi Km'lik yolu on saatte anca alırsın.
Manzarası güzel ama,bol virajlı toz toprak içinde berbat
bir yol.
Gitmesi bir dert gelmesi ayrı bir dert.
Elektrik yok, su yok...
Gaz lambasıyla aydınlanır,suyunu da beş yüz metre
ötedeki çeşmeden doldurursun.
Dünyayla tek irtibatını bir adet transistörlü radyo sağlar.
Tam bir mahrumiyet hali yani..
Önceleri bunu düşünmek bile strese girmeme yeterdi.
Ama yapacak da bir şeyim yoktu.
Çaresiz giderdim.
Uzatmayalım,günlerden bir gün o çeşme başına ben de
vardım.
Ferdi Tayfur'un şarkısındaki gibi,"varmaz olaydım,
elinden bir tas su içmez olaydım" hesabı..
Gördüklerim karşısında müteşebbis ruhum harekete
geçti,anında su taşıma işine gönüllü yazıldım.
Nasıl yazılmam ki?
Çeşmenin başında eli testili bir sürü kız!
Maden bulmak diye buna derim ben...
Gerçi ilk baktığımda "yahu bu kadar topal kız bir
araya nasıl denk gelmiş" diye şaşırmıştım.
Gördüğüm ayen şuydu:Herkesin bir ayağı baston gibi
dimdik yere basarken,diğer ayak ise bir adım yanda ve
dizden kırık vaziyette..Sanki uzun gelmiş de fazlalığı
dize kısmına vermiş,diz de bombe yapmış gibi...
Hani uzun sandığım ayağının üzerinde dikilmeye
kalksa diğer ayak yerden bir karış yukarıda kalacak
gibi bir durum var..
Meğer bu o yaşlardaki kızların bir şeyleri beklerkenki
duruş şekliymiş.(Şimdi de değişen pek bir şey yok ya..)
Bunun bir de oğlanlarla konuşurken ki versiyonu
var.
Orada kollar da devreye giriyor.
Sol kol vücudun yanında düşey vaziyette..
Diğer kol ise göğüs üzerinden geçip sol kolu pazu
nahiyesinden kavrıyor..
Uzun efekti veren ayağın topuğu yere basarken burnu
yukarıya kalkık vaziyette havayı karıştırıyor.
Yine lafı sündürdük..
Devam..
Artık yemek saati yaklaştı mı kap kacak elimde hazır
bekliyorum ki biri "hadi" desin..
Yanlış anlaşılmasın;kötü bir niyetimiz yok;amaç aynen
Karakoçanlı sakinleri gibi sosyalleşmek..
Bizim testiye sıra gelene gelene kadar havadan sudan
sohbet etmek..
E eşek değiliz ya,gözümüze birini kestirirsek ve de onun da
gönlü varsa biriyle kesişmek..
Zaten nasıl olur bilmem,o zamanlar nereye gitsem kafayı
takacak biri denk gelirdi bana..
Şans mı demek lazım,şanssızlık mı bilmem..
Çünkü kime kafayı taksam bir arızası çıkar.
Burada da ya anası başından ayrılmaz,jandarma gibi tepesinde
dikilir,ya tembeldir, o yüzden Eylül'de sınavı olur erkenden
şehre erken dönmek zorunda kalırlar falan..
Nerde gözümün tutmadığı biri varsa,o da inadına burnumun
dibinde olur.
"Devenin sevmediği ot burnunun dibinde biter" misali..
Neyse..
Şimdi böyle yazınca kızlarla fena halde iletişim içindeymişiz
gibi oluyor da aslında iletişen filan yok..
Malum o yaşlardaki erkek çocuklarının kızlarla iletişim
kurma şekli biraz acayiptir.
Çoğunlukla kızların saçını çekerek,ya "çilli,dişlek" gibi
rahatsız olduğu şeyleri söyleyip dalga geçerek iletişim
kurmaya çalışır.
Benimkisi ise o dönemin bir gıdım ilerisi...
Artık saç çekmiyoruz da kızın dikine dikine gidip sırıtarak
laf sokuyoruz bu defa..
Güle oynaya on dakika hoş vakit geçirdiysek,onbirinci
dakikada canını sıkacak bir fomül icadedip ağlatıyoruz.
Sonra araya o zamanın kofi annan türü bu işlere meraklı
birini sokup durumu düzeltiyoruz.
Yani iletişim dediğim,sürekli bir itiş kakış,didişme..
...
O yaşlar için bu doğaldı da,son zamanlarda farkettim
ki,ben hala aynı tekniği kullanmaya devam ediyorum.
Sanki istikrar gösterecek başka bir şey kalmamış gibi bu
konuda fena halde istikrarlıyım..
Bu saatten sonra yapacak bir şey yok deyip bunu dert
etmeyecektim ama ,şu İngiliz fütürist (Kahinin alengirli
söylenişi) 2050 yılından sonra ölmek diye bir şey olmayacak
deyince fena halde canım sıkıldı.
Öyle ya..
Sittin sene itişerek kakışarak nasıl hayat geçerdi?..
"Geçimsizin teki" damgasını yedin mi ,yalı kazığı gibi
kalırdın ortada..
Ondan sonra kendin gibi kazmalarla otur dur.
...
Düşündüm de...
Baktım olacak gibi değil şimdiden kendime çeki düzen
vermeye karar verdim.
Nerden baksan daha o günlere kırk sene var..
Gerçi kırk sene dediğin nedir ki?Göz açıp kapayana kadar
gelir geçer.(Gözü kapayıp açamamak da var işin içinde ama..)
Yani elimi çabuk tutmam lazım.
O zamana kadar belki normalleşmeyi becerebilirim..
Kim bilir...
Not:Artık o çeşme yok.Yerinde borular var.Resim ise o
çeşmeden kurtarılabilen kısma ait.
Konu: tesekkür etmek
nasıl bir yorum başlığıysa bu (: artık affet gerginleşmeni istemem şimdi(: her neyse sadede gelelim.bloguma yazdığın yorumdan ötürü teşekkürü bir borç bildiğimden ötürü yazdım bu yorumü (: kafiyeli olsun die yazdım(: neyse fazla vaktim yok.derse dönmem şart.malum sınav haftası): paylaşımlarını bi ara oturup bi solukta bitiricem (: haydi gergin efendü kal sağlucaklannn (: dungeonunda slmı var sizcaağıza (:
Düzenleyen gergin gün: 29/4/2009 saat: 17:09
Bağlantı »
Konu: 2012 The End
Demek ki elimizi çabuk tutmamız gerekiyor.2050 ye kadar öbür tarafa gitmeliyiz.Böyle tabana vurmuş insan karakterleriyle yaşamak en ağır işkencelerden birisi.Çin işkencesi bile daha hafif kalır herhalde.
Bağlantı »
Konu: :)
eskinin güzel olan nesi varsa bırakıp,
yenide kötü olan ne varsa onu alıyoruz biz galiba :(
Bağlantı »