JSC Ahmet Hoca'nın "kadınlar eski kocalarına verilecek" lafı ilk anda moralimi bozduysa da -bakınız alttaki yazı-biraz düşününce o lafın aynı zamanda intikam alacağım günlerin de habercisi olduğunu anlamam,bozulan moralimin yerine gelmesine sebep oldu. Neden mi? ... Issız Adam filminden esinlerek "Yemek yapan erkek seksidir.; ay bayılırım ben bunlara" ayaklarıyla erkeklere yemek yaptırıp çakma ıssız adamlar imal etme heveslisi bir kitle vardı ortalıkta. (Gerçi hala da var ya...) Hesaba göre adamlar mutfağa girip yemek yapacaklar,bunlar da yiyip içip yan gelip yatacaklar.Akılları sıra hacimlerini büyütüp suyun kaldırma gücünden daha fazla istifade edecekler. Hatta hacimleri nedeniyle daha fazla su taşırıp,taşırdıkları suyun ağırlığına denk bir kuvvetle de yukarı doğru itilecekler. İtilmekten ne zevk alacaklarsa artık... (Yazılarıma bilimsel değil diyen bre densizler!Bu ne peki?) Halbuki adam gibi dizimin dibinde makul kiloda kalsaydınız da sizi ben kucaklayıp kaldırsaydım daha iyi olmaz mıydı?
Ara nağme: Bu arada;buradaki "ben"den kasıt,benim gibiler.. Yani "çişini aynı kargıdan yapan tipler" manasına... "Aynı kafadan olanlar" da diyebiliriz;sakıncası yok.
Neyse uzatmayalım,buna karşılık ben de bir yazı yazıp "o zaman kendinize birer aşçı edinin;hatta bonus olarak yanına yamağını da ilave edin demiştim. Elimden başka bir şey gelmediğinden "tosun gibi semirir de eve bağa sığamazsınız inşallah" diye beddua etmiştim. Ne yalan söyleyeyim,bu taraklarda bezim olmadığından kıskaçlıktan çatır çatır çatladığımdan söylemiştim bunu. Ama eninde sonunda ibrenin benim gibilerin tarafına döneceğini bildiğimden ya da tahmin ettiğimden yine ya da umduğumdan kafaya takmamaya çalışmıştım. Ayrıca bugüne kadar gördüklerim kazın ayağının hiç de öyle olamadığını söylüyordu. Kadın kısmı kereste yontmaktan daha çok zevk alıyordu; yontamayınca daha da üstüne düşmeyi seviyordu;dolayısıyla yontulmuş,ayak arasında kedi gibi dolanan,gördüğü her ev eşyasını tamir etme arzusuyla yanıp tutuşan,"canım"sız "cicim"siz "hayatım"sız konuşmayan bu diyet erkek tiplerine eninde sonunda prim vermeyeceklerini,sonunda dönüp dolaşıp kuzu kuzu dizimizin dibinde biteceklerini biliyordum ama yine de bu sinir sistemimin bozulmasına engel değildi. İşin acı yanı o saatten sonra dönseler ne olacaktı ?.. Çakma ıssız adamların elinde büyük ihtimalle hepsi tosundan bozma besili güzel olacak,vücutlarında,mevcut tüm ayıplarını örttüğü gibi ilerde olası ayıplarını da örtecek kadar et/yağ biriktirmiş olacaklardı. Bu defa da onlar istese bile ben onları istemeyecektim;yani her halukarda ellerim yine boş kalacaktı. Yani "ha anan ölmüş,ha baban" durumuydu.. Lakin ellerim boş da kalsa bunların burunları mutlaka sürtülmeliydi yoksa ne bu dünyada ne de öteki dünyada huzur bulamayacaktım. İşte hocanın yukardaki lafları biraz daha dişimi sıkarsam mutlu sona ulaşacağımı müjdeliyordu. Peki nasıl olacaktı bu? Gayet basit.
Bi kere cennette yemek yapmak gibi bir aktivite yoktu. Ne istersen alası ayağına geliyordu zaten. Yani "ay yemek yapan adama bayılırım şekerim" cümlesinin "ay" la "şekerim" arasında kalan kısmı kadük oluyordu. Dolayısıyla ortalıkta yemek olmadığına göre onu yapan bir adam da olamayacaktı. Haliyle seksisi de.. Geriye ne kaldı?Erkekliği mi? Zaten orada böyle bir sorun yoktu ki.. O "erkeklerin üçte ikisi jöle gibi" araştırması dünyada kalmıştı. Cenette ise herkesinki ayazda kalmış bekçi bastonu gibiydi.. E o zaman kim öperdi "yemek yapan seksi hıyar"ı.. Yani yemek yapıyor olmak ayırdedici bir özellik olmaktan çıkıyordu.
Sonuçta özellikleri hadım edilmiş bu adamlar,defolu mal gibi eski karılarının elinde elinde kalacaktı. Tıpkı öngörüsüzlüğünden yanlış mal istifleyen tüccarın mallarını satamayıp elinde patlaması gibi.. ... Yahu düşündükçe zevkten ağzımın suları akıyor,toparlayamıyorum ki mevzuyu..
Şimdi;ben bunların haline sırf ağzımla gülsem,eksik olur yazık olur. Bir başka organım daha vardı,onu da devreye sokmam lazım aslında ama,nereye koyduysam bulamadım. Dur bakiim;şuralarda bir yerlerde olacaktı.. Aha işte burdaymış;arka tarafta pantolonun altında kalmış da farkedememişim.:))))))))
E ne demişler keser döner sap döner... Yok yahu! Ne zaman bu lafı kullansam başıma bir iş geliyor. Keser de sap da dönüyor dönmesine de,yalnız niyeyse sap hep benim elimde kalıyor. En iyisi sadece gülmek. Aynen sayfanın tepesindeki smiley gibi. ... Bir tavsiye:Henüz vakit varken yanlıştan dönün,tövbe edin. Affedilme ihtimaliniz olabilir. Benden söylemesi.
Keşiş biraz düşünüyor ve "Hayat akıp giden bir sudur..” diyor.
Tabii Amerikalı’yı bu cevap delleniyor..
Hayatın sırrı bu kadar basit olabilir mi? Milyarlık servetinden bunun için mi vazgeçti? Bunca çileyi, acıyı bu basit cümle için mi çekti.. O sinirle bilge kişiye çıkışıyor.. “Be adam.. Hayatın sırrı bu kadar basit mi? Nasıl olur da hayat akan bir su olur?” Bu kez şaşırma sırası Bilge’ye geliyor.. “Neee! Yoksa hayat akıp giden bir su değil mi?”
...
Kafam dağıldı,lafı nereye bağlayacağımı unuttum iyi mi?
Neyse,en iyisi ben şu "sepetli fil ve Hintli hatun" meselesini tekrar gözden geçireyim de..
Sonra görüşürüz.
Bu arada unutmadan;yarına "PazarLIK" için elimde çok güzel okullu öğrencili fıkralar var