
Dün ilk defa bir hıyarlık yapıp araştırmadan bilgi verdim.
Halbuki normalde dışardan aldığım her bilgiyi başta konunun resmi sitesi
olmak üzere araştırırım.Yetmez,basılı kaynaklardan da check ederim.
"Check de neci? "demeyin,ciddi yazıların içinde bu tür İngilizceden devşirme
laflar olmazsa kimse söylediklerini takmaz."Check" yazmamın nedeni o.
"Bak bu bilimsel.." babında yani...
Akşam TV'de de Reha Muhtar "bu konu sörkılında" diyordu..
Hey Allahım ya..Sörkılını yiyiim emi..
Neyse bu dingillikleri irdelemeyi sonraya bırakıp step step kendi konumuzu
didiklemeye başlayalım..
Aslında bugün "sütyende dallı budaklı dantel motifleri olması
şart mıdır,olmaması göğüslerde sarkma,deride döküntü,kaşıntı
ve de mide bulantısı yapar mı,dantelli sütyenin afrodizyak etkisi
var mıdır,dantel yoksunluğu nedeniyle beklenmeyen bir etki gördüğümüzde
kime/kimlere müracat etmeli "konularını içeren bilimsel bir yazı yazacaktım.
Ancak Siyah Kelebek'in önceki yazıya yaptığı yorum sonrası kafayı Abidin
Dino'nun olduğu iddia edilen tabloya takıp işin aslını faslını araştırmaya karar
verdim.
Araştırmaya da gerek yoktu aslında;çünkü Evren'in verdiği linkler
konuyu yeterince açıklıyordu ama taktım bir kere..
İlle de konuyu bir de kendim kurcalamalıydım.
Hem tablo da Dianne Dengel imzasının olmasına,resmi sitesinde yayınlanıyor
olmasına rağmen pekala çalıntı da olabilirdi.
Uzatmayalım,sonuçta işe koyuldum.
Önce DD'nin tablolarını inceledim,sonra da A.Dino'nun..
Küçük bir saplama..
Resimle bir parça ilgilenenler bilirler.Her ressam döneminin akımından
o akımın öncülerinden,ustalarından etkileniler.Sonra yavaş yavaş kendi
tarzları oluşur.Bunun sonucu da resimsever vatandaş bir tabloya
baktığında çoğunlukla onun kime ait olduğunu bilir.
Boya ,renk seçimi,fırçayı kullanış biçimi vs.ile kendini ele verir.
Ben iki ressamın da resimlerini incelediğimde,pardon!
"Baktığımda" diyeyim bari..
Sanki uzman gibi bir algı yaratmayalım insanlarda..
"Tarzlarını öğrenip mukayese etmek için şöyle bir baktım" diyelim en
iyisi..
...
A.Dino Kübizm'den etkilenip Picasso'nun peşinden gitmiş başlarda..
Mesela şu karpuz diliminin resmedildiği tablo da görüldüğü gibi..
Sonraları siyasi görüşü doğrultusunda resimler yapmaya başlamış.
D.Dengel'in tabloları ise bana masal kitaplarının kapaklarını anımsattı.
Hemen hemen her tablosu bir diğerini akla getiriyordu.
Hele o karyola başlığı ve yorgan standarttı sanki.(Yukardaki tabloda olduğu gibi)
Üstelik her yaştan insan sürekli mutluluk krizine tutulmuş gibiydi.
Aslında buna mutluluk değil de rehavet desek daha doğru sanki..
Hani sıcak hamamda kese yedikten sonraki pelteleşme,gevşeme hali..
Kısacası aralarında en ufak benzerlik bile yoktu.
Sadece sürekli sırıtan adam tasvirlerine bakıldığında bile o tablonun
A.Dino'ya ait olmadığı anlaşılabilirdi.
Bokunda boncuk bulmuş gibi yerli yersiz durmadan sırıtan işçi,köylü mü
olurdu..
...
Bunları kafamın bir kenarına yazıp başladım söz konusu tabloyu incelemeye..
İlk başta soba ve köpeğe takıldım.Sonra da insan figürlerine..
Yanılmıyorsam o soba dökme demir...
Şu eşek ölüsü gibi ağır olanlardan..
Üstelik de dekoratif.Yani zengin işi..
Zengin birinin artık kullanmaktan vazgeçip attığını,bunların da kaptığı
düşünsek,o günlerde memlekette kaç zengin var,kaç soba sokağa atılmıştır?
Herhalde çok değildir.
O zaman çoğunluğa hitabetmeyen bir figürün toplumun tamamını ilgilendiren
mutluluğu anlatmakta kullanılması ne derece mantıklı?
Sonra köpek.
O uzun kulaklı köpeğin bizim çomarla bobiyle uzaktan yakından alakası yok.
Sokakta sahipsiz rastlayamayacağımız basbaya cins bir köpek.
Hem köpeklerin evlere girmeye başlaması daha yeni..
Ayrıca her ne kadar fikrini bilmesem de siyasal görüşü nedeniyle evde köpek
beslenmesini zengin züppeliği olarak değerlendirebilir A.Dino..
İnsan figürleri..
Çocuklar da dahil hepsinin saçı pırasa sapı gibi düz ve sarı ...
Üstelik adam yaşlı olmasına rağmen hala saçlı..
Gerçi yaşlanınca herkesin saçı dökülür diye bir kural yok,ancak yine de çoğunluğa
hitebedebilmesi için önleri dökülmüş bir kafa daha mantıklı.
Adam da bıyık da yok.
Hele o devirde bıyıksız adam düşünülemez bile..Ya badem ya da Clark tipi bıyık
olmalıydı.
Dahası adamda bıyık yok ama sakal var.
Bu da bizde olmayacak şeylerden..
Son olarak karyola..Yahu o lüks be..Lüks..
Nesine yetmiyor ki yer yatağı?
...
Sonuç:
Yayınladığım iki resim ve verdiğim linklere bakılacak olursa "mutluluğun resmi"ne
benzeyen bir sürü tablonun olduğunu görürüz.Hem de aynı ressamın elinden çıkma
olduğu her halinden belli olan..
Eğer malum tabloyu A.Dino yaptı dersek diğerlerini de sahiplenmek gerekir.
O da A.Dino'ya hakarettir.
Öyle ya canım!Ne diye birbirine benzeyen bir sürü tablo yapsın ki..
Ondan istenen tek bir resimdi.
O da bir olurdu,pir olurdu.
Yanlış mı?
...
Önceki yazıda Evren'e yaptığım yorumda da belirttim.
Zaten adam böyle bir resimin yapılamayacağını yazdığı şiirde söylemiş.
"İnebilseydin o vapurdan.." la başlayan mısrayla N. Hikmet'in dönmesini
şart koşmuş.
Devamında ise;
"işte o zaman yapardım Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;ne boya..."
...
Yani;ister balık deyin,ister eşek..
"Kavak ağacına çıktığında yaparım" diyor..
Çünkü yakın zamana kadar bırakın dirisini ölüsünün bile
giremediği yere o dönemlerde nasıl gelecekti ki?
...
Bilmem yeterince aydınlatabildim mi..
Bu derin araştırmaya dayalı bilimsel ve analitik yazılar da beni yoruyor yahu..
En iyisi Ahmet Hakan gibi "Yedi başlıkta mutluluğun resmi" türünden birşeyler
karalamaktı ya,neyse...
Bence bir iki fırt birayı hakettim;itirazı olan?
Not:
Yukardaki resim de Dianne Dengel'e ait.
Hem önceki yazıdaki resmi tekrar yayınlamamak hem de iki resmin de aynı
elden çıktığını göstermek bakımından bunu tercih ettim,biline..

JSC Ahmet Hoca'nın "kadınlar eski kocalarına verilecek" lafı ilk
anda moralimi bozduysa da -bakınız alttaki yazı-biraz düşününce
o lafın aynı zamanda intikam alacağım günlerin de habercisi
olduğunu anlamam,bozulan moralimin yerine gelmesine sebep oldu.
Neden mi?
...
Issız Adam filminden esinlerek "Yemek yapan erkek seksidir.;
ay bayılırım ben bunlara" ayaklarıyla erkeklere yemek yaptırıp
çakma ıssız adamlar imal etme heveslisi bir kitle vardı ortalıkta.
(Gerçi hala da var ya...)
Hesaba göre adamlar mutfağa girip yemek yapacaklar,bunlar da
yiyip içip yan gelip yatacaklar.Akılları sıra hacimlerini büyütüp
suyun kaldırma gücünden daha fazla istifade edecekler.
Hatta hacimleri nedeniyle daha fazla su taşırıp,taşırdıkları suyun
ağırlığına denk bir kuvvetle de yukarı doğru itilecekler.
İtilmekten ne zevk alacaklarsa artık...
(Yazılarıma bilimsel değil diyen bre densizler!Bu ne peki?)
Halbuki adam gibi dizimin dibinde makul kiloda kalsaydınız da
sizi ben kucaklayıp kaldırsaydım daha iyi olmaz mıydı?
Ara nağme:
Bu arada;buradaki "ben"den kasıt,benim gibiler..
Yani "çişini aynı kargıdan yapan tipler" manasına...
"Aynı kafadan olanlar" da diyebiliriz;sakıncası yok.
Neyse uzatmayalım,buna karşılık ben de bir yazı yazıp "o zaman
kendinize birer aşçı edinin;hatta bonus olarak yanına yamağını
da ilave edin demiştim.
Elimden başka bir şey gelmediğinden "tosun gibi semirir de eve
bağa sığamazsınız inşallah" diye beddua etmiştim.
Ne yalan söyleyeyim,bu taraklarda bezim olmadığından kıskaçlıktan
çatır çatır çatladığımdan söylemiştim bunu.
Ama eninde sonunda ibrenin benim gibilerin tarafına döneceğini
bildiğimden ya da tahmin ettiğimden yine ya da umduğumdan
kafaya takmamaya çalışmıştım.
Ayrıca bugüne kadar gördüklerim kazın ayağının hiç de öyle
olamadığını söylüyordu.
Kadın kısmı kereste yontmaktan daha çok zevk alıyordu;
yontamayınca daha da üstüne düşmeyi seviyordu;dolayısıyla
yontulmuş,ayak arasında kedi gibi dolanan,gördüğü her ev
eşyasını tamir etme arzusuyla yanıp tutuşan,"canım"sız
"cicim"siz "hayatım"sız konuşmayan bu diyet erkek tiplerine
eninde sonunda prim vermeyeceklerini,sonunda dönüp dolaşıp
kuzu kuzu dizimizin dibinde biteceklerini biliyordum ama
yine de bu sinir sistemimin bozulmasına engel değildi.
İşin acı yanı o saatten sonra dönseler ne olacaktı ?..
Çakma ıssız adamların elinde büyük ihtimalle hepsi tosundan
bozma besili güzel olacak,vücutlarında,mevcut tüm ayıplarını
örttüğü gibi ilerde olası ayıplarını da örtecek kadar et/yağ
biriktirmiş olacaklardı.
Bu defa da onlar istese bile ben onları istemeyecektim;yani
her halukarda ellerim yine boş kalacaktı.
Yani "ha anan ölmüş,ha baban" durumuydu..
Lakin ellerim boş da kalsa bunların burunları mutlaka sürtülmeliydi
yoksa ne bu dünyada ne de öteki dünyada huzur bulamayacaktım.
İşte hocanın yukardaki lafları biraz daha dişimi sıkarsam mutlu
sona ulaşacağımı müjdeliyordu.
Peki nasıl olacaktı bu?
Gayet basit.
Bi kere cennette yemek yapmak gibi bir aktivite yoktu.
Ne istersen alası ayağına geliyordu zaten.
Yani "ay yemek yapan adama bayılırım şekerim" cümlesinin
"ay" la "şekerim" arasında kalan kısmı kadük oluyordu.
Dolayısıyla ortalıkta yemek olmadığına göre onu yapan
bir adam da olamayacaktı.
Haliyle seksisi de..
Geriye ne kaldı?Erkekliği mi?
Zaten orada böyle bir sorun yoktu ki..
O "erkeklerin üçte ikisi jöle gibi" araştırması dünyada kalmıştı.
Cenette ise herkesinki ayazda kalmış bekçi bastonu gibiydi..
E o zaman kim öperdi "yemek yapan seksi hıyar"ı..
Yani yemek yapıyor olmak ayırdedici bir özellik olmaktan
çıkıyordu.
Sonuçta özellikleri hadım edilmiş bu adamlar,defolu mal gibi eski
karılarının elinde elinde kalacaktı.
Tıpkı öngörüsüzlüğünden yanlış mal istifleyen tüccarın mallarını
satamayıp elinde patlaması gibi..
...
Yahu düşündükçe zevkten ağzımın suları akıyor,toparlayamıyorum
ki mevzuyu..
Şimdi;ben bunların haline sırf ağzımla gülsem,eksik olur yazık olur.
Bir başka organım daha vardı,onu da devreye sokmam lazım aslında
ama,nereye koyduysam bulamadım.
Dur bakiim;şuralarda bir yerlerde olacaktı..
Aha işte burdaymış;arka tarafta pantolonun altında kalmış da
farkedememişim.:))))))))
E ne demişler keser döner sap döner...
Yok yahu!
Ne zaman bu lafı kullansam başıma bir iş geliyor.
Keser de sap da dönüyor dönmesine de,yalnız niyeyse sap hep
benim elimde kalıyor.
En iyisi sadece gülmek.
Aynen sayfanın tepesindeki smiley gibi.
...
Bir tavsiye:Henüz vakit varken yanlıştan dönün,tövbe edin.
Affedilme ihtimaliniz olabilir.
Benden söylemesi.

(19 Temmuz 2009)
İki adet eşşek sıpası yüzünden yaklaşık bir aydır Rock'n
Coke'la yatıp Rock'n Coke'la kalkıyoruz.
Yahu sadece tek bir cümlede iki defa Linkin Park adı
kullanılabilir mi?
Maalesef kullanılabiliyor,gördük çünkü..
İçim dışım bu LP'yle doldu.
Kusmama az kaldı yani..
Sabah,büyük sıpa tam "sana bir şey söyleyeceğim" der
demez "başlarım ulen sizin Linkin Park"ınıza deyince "senin
gibi çocuklarını çok iyi tanıyan bir adam görmedik.Daha
laf ağzımdan çıkmadan anladın;tebrik ederim;bu çok hoşuma
gitti" dedi..
İyi bi şey mi dedi yoksa kötü bi şey mi,bak orasını bilemiyorum.
Ben iyiye yordum,mutlu oldum ama lafın devamını yine de
dinlemedim.
Ne bu ya..
Öpmüşüm LP'sini..
...
Dream TV dünkü gibi yamukluk yapmazsa büyük ihtimalle
dört gözle beklediğimiz LP tüm yurtta(!) büyük bir çoşkuyla
akşam/gece izlenecek..
Hazırlıklar tamam..
Birisi Hayko Cepkin'li diğeri LP'li tişörtler hazır..Bir örneği
yukarıdaki fotoğrafta..O çekildiği vakit daha üvertürler
çıkıyordu sahneye..
Bu arada tartışmalarımız da sürecek..
Örneğin "Kardeşim Çilekeş neden alternatif sahnede de Emre
Aydın ana sahnede..
Neresinde bunun mantığı?" şeklinde..
Bu arada,geçtiğimiz yıl mıydı yoksa önceki yıl mıydı tam
hatırlamıyorum Rock'n Coke'a katılan Haşmet Babaoğlu'na
"kazık kadar adam ne işin var orada" diye çıkışmıştı Engin
Ardıç.
Şimdi bunları yazarken aklıma yine o geldi.
Haşmet'le aynı yaşlarda olduğumuzdan alınmıştım.
Hala aynı şeyi söyler aynı şeyi sorarım:
Rock dinlemenin yaşı mı var?
Ya da her yaş gurubu ayrı müzik mi dinler..
30'un da ayrı 40'ın da ayrı..
Mesela benim yaş gurubumda olanlara münasip görülen ne?
Türk sanat müziği mi örneğin?
Şöyle sağ elimin avuç içiyle diğerinin dışına tım tım vurarak
"tennenni tennenni teneler..Oturmuş da nar taneler.." hesabı..
Ha?
Yahu bi defa Rock sadece müzik değil,felsefe..
Felsefenin yaşı mı olur?
Şeytan diyor git inadına evin bahçesine bir de çadır kur!..
<<Önceki Sayfa |1/168|Sonraki Sayfa>>